9/12/2008 · Kategori: Sinema

Bu gece Jake La Motta, 1964:
"O tezahüratları hatırlıyorum. Kulaklarımdan çınlıyor, onca yıl sonra aklımdalar. Çünkü bir gece pelerinimi çıkarttım ve ne oldu biliyor musunuz, şortumu giymeyi unutmuşum. Bütün düşüşlerimi, kroşelerimi ve direklerimi hatırlıyorum. Uyuşukluğu gidermenin en kötü yolu bu. Biliyorsunuz hayatım hareketliydi, sanırdım ki böyle bir tezahüratı Shekspear’i araştırdığımda alırım.
Bir at, at.. Krallığım atlara göre. Altı aydır maç kazanamamıştım. Olivye değildim, daha iyi olabilirdim. Ben Olivye değildim, ama Sugar Ray’le dövüşseydi,şöyle derdi ‘Bu ring değil, oyun yeri. Bu yüzden bana bir yer verin boğalar orda öfkelensin, böylece orda hiçbir şeyden korkmadan dövüşebilirim.’
İşte eğlence bu, eğlence bu işte…"

Jake La Motta, 1941:
-Seni hayalarından yakaladı Jake, sayı üstünlüğü onda, onu ısır tekmele, elinden gelen her şeyi yap, kimse bakmıyor.
"10. ve son raund La Motta yarı çömelmiş dövüşüyor, sert bir boksöre karşı. Bu adam geri çekilmeyi bilmiyor. La Motta sağıyla açıyor ve ardından sıkı bir sert kroşe atıyor."
La Motta vs Sugar Ray Robinson, Detroit 1943:
"Sugar Ray Robinson ve Jake La Motta Detroit’te ikinci kez ringe çıkıyorlar. Yenilgisiz Sugar Ray’le yenilgisi olan Jake, geçen Ekim ayında Medison Square Garden’daydılar. Stiller arasındaki farkı görebilirsiniz. Hızlı Sugar Ray Robinson ayaklarını kullanıyor. O bir dans ustası. La Motta ise daha ağır çoğunlukla eğilerek dövüşüyor. La Motta sağlı sollu yükleniyor. Sol kroşe çeneye, sağını midesine indirdi. Robinson hemen karşılık vermeye çalıştı ama La Motta onu sürüyor, sağlı sollu vuruyor, sıkı bir sol daha vurdu. Ve Robinson’u ringin dışına attı. Boks hayatında ilk defa hakem Robinson için sayıyor. La Motta maçı kazandı, Sugar Ray’in yenilmezliğine son verdi."
La Motta vs Marcel Cerdan Maçı, Detroit 1949:
"15 raundluk Dünya orta Siklet Şampiyonluğu Maçı, bu köşede çok değerli bir rakip, yılların eskitemediği boksör 79 kilo ağırlığında Bronx Boğası Jake La Motta."
-Bitir onun işini, iyice aptallaştı. Onu fena benzettin. Adamı mahvettin, suratını fena benzettin jake, ona bir baksana.
-İşi bitmiş devam edemez.
"Cerdan devam edemiyor. Hakem maçı durduruyor 10. raunda teknik nakavtla kazanan ve yeni Dünya Orta Siklet Boks Şampiyonu Bronx Boğası Jake La Motta."
Detroit 1950 La Motta vs Dauthuille Maçı:
"La Motta, Marcel Cerdan’dan kazandığı şampiyonluğu kaybetmek üzere. Cerdan’ın trajik bir uçak kazasında ölmesinden sonra Lorent Dauthuille şampiyonluğu Fransa’ya götürmeye yemin etmişti ve bu gece yeni orta sıklet boks şampiyonu olabilmesi için 15. raundun bitmesi yeterli olacak. La Motta iplerde feci şekilde dayak yiyor. Dauthuille ona sağlı sollu yumruklar indiriyor, bir sol, çeneye bir sağ.. La Motta birden kurtuldu, meğer rol yapıyormuş. Dauthuille’i dövmeye başladı, Dauthuille ringde sallanmaya başladı sayın seyirciler, maçın gidişatı değişmeye başladı ve şimdi düştü, ..6.7,8,9,10 nakavt oldu ve Jake La Motta son raundun bitimine 13 saniye kala boks tarihinin en kayda değer dövüşlerinden birini yaparak nakavtla kazandı.."
Robinson vs La Motta Maçı:
"13. raunda Rabinson, La Motta’yı fena halde hırpalıyor.La Motta’yı köşeye sıkıştırdı ve orda tutuyor. La Motta son derece zor durumda, bunlar çok net yumruklar, kimse böyle bir dayağa dayanamaz, maç durduruldu, Robinson ringde dolaşıyor."

-Hey Ray, Hey Ray, beni yıkamadın Ray, beni hiç düşüremedin Ray. Duydun mu beni, beni hiç düşüremedin işte bak..
-Baylar ve bayanlar 13. raundun 2 dakika 4. saniyesinde teknik nakavtla kazanan maçın galibi Dünya Orta Sıklet Boks Şampiyonluğu’nun yeni sahibi Sugar Ray Robinson.
Bu gece Jake La Motta, Barbizon Plaza 8.30, 1964:

"Bazıları o kadar şanslı değildir. Tıpkı Rıhtımlar Üstünde Marlon Brando’ya olduğu gibi her seferinde başarıyordum. Kardeşi Charlie’yle arabanın arkasındaki sahneyi hatırlıyor musun, yanında bir sendikacı vardı ve şöyle devam ediyordu, ‘O değildi Charlie, sendin’, Gardner’a soyunma odama gelip ‘evlat bu senin gecen değil’ deyişini hatırlıyor musun, ‘Wilson’a yenileceğiz’, onu hatırlıyor musun, senin gecen değildi, benim gecemdi oysa. O gece Wilson’u parçalayabilirdim, peki ne oldu? O kemeri alıp eğlenmeye gitti. Peki bana ne kaldı, hapishaneye bir gidiş bileti. O geceden sonra işim bitti Charlie, orası uzanabildiğim zirveydi ve sonra düşüş başladı. O sendin Charlie, Sen benim kardeşimdin. Beni biraz olsun kollamalıydın. Bunun yerine para için onlara satmayı tercih ettin, sen beni anlayamıyorsun…
…Onları hakla şampiyon, patron benim, patron benim…”
Ve Farisliler ikinci defa kör adamı çağırttı
ve şöyle dedi "Tanrı’nın önünde gerçeği söyle,
bu adamın günahkar olduğunu biliyoruz”.
“Günahkar olup olmadığını bilmiyorum” dedi yaşlı adam.
"Tek bildiğim şey, bir zamanlar kördüm ama artık görebiliyorum.”
John IX
23/6/2008 · Kategori: Sinema

Ennio Morriconne, İtalyanların ve dünyanın bu en sayılı müzik ustası 1928’de Roma’da doğdu. Ürettiği müzik yelpazesinde elektronika, rock, konçerto ve avant-garde caz türleri olmasına rağmen, dekor hep Ak Deniz ruhu olmuştur. Yüzlerce filme aktardığı o kadife yumuşaklığındaki ruh, kulağa gelir gelmez insanı önce hüngür hüngür ağlamaya sonra da sessiz ve görünmez kanatlarla gönülleri yangına çeviren çayır çimenlere yollar..
Once Upen A Time in The West(Sergio Leone 1968) filminde hafiften titreşen müzik sonra şiddetlenir, insanı sırtına alır, bir de bakmışsın düştüğün yer yedi iklimin çiçekleri..
Lolita ( Adrian Lyne 1997)’da özlemi duyulan şeyin imkansızlığı müzikle öyle bir cilalanmış ki işlenen tema sanki Doğuya aitmiş, hani Hüsrev’in atıyla pencere altında Şirin’i beklemesi... Ferhat’ın külüngüsünü kafasına vurup ölmesi..
Once Upon A Time İn Amerika (Sergio Leone 1984), sinema tarihinin gözden kaçan bu baş yapıtında aşk, ihanet, hırs, vefa ve dostluk işlenirken duyulan armonika, hayatı masallara benzer bir kılığa sokmak için yıkım ve keder duygularını insanın gölge bedeninden çekip, yerine sade bir maksadı bırakır.
Klasik müzikçilerin halktan kopuk o resmi havası Morriconne’nin kendine has ince süzgecinden geçip kulaklara tanıdık bir ses olarak değmiştir. Onun kalabalık olmayan müziğini her duyuşumda, ruhun bedende kıpırdayışı budur derim…
9/2/2008 · Kategori: Sinema

Mutsuz bir geçmişi olan bir daire ve tekin olmayan sakinleriyle bir apartman Roman Polanski'nin gerilim filmi Kiracı'nın mekanını oluşturuyor. Polanski'nin canlandırdığı Trelkovsky'nin sıradan memur hayatı, yeni bir binaya taşınmasıyla birden bire değişir. Binanın diğer sakinleri ve eski kiracıların trajik kaderleri paranoyalarına yenilerini ekler. Trelkovsky'nin gerçekleri ortaya çıkacak mıdır yoksa bütün bunlar yalnızca hayal ürünü müdür?
Filmdeki Trelkovsky'nin İnsan vücudunun bütünlügü hakkinda yaptigi monolog tek kelimeyle harika..Polanski'nin filmde giderek kişisel bir çıkmaza girmesi, ölü bir karakterin psikolojik kimliğine bürünmesi ve bu bürünmeyi fiziksel tarafa taşıyarak tamamen o bireyi yaşaması ve felakete sürüklenmesi.Sıradan memur görünümlü birinin adım adım çıldırması ve çıldırmanın zirve noktasındayken ve insanı dehşete düşüren o korkunç yüzü, Trelkovski’nin karşı binaların birinde gördüğü garip gölgeler, hani birazda kedi başlı insan gövdelerini andıran eski Mısır figürlerini çağrıştıran halüsünasyon, insanın daha keşfedilmeyi bekleyen yönlerinin çokluğu…İşte bütün film boyunca beni derinden etkileyen bu psikolojik derinlik. Çok incelikle ve ustaca hazırlanmış bir kurgu.Aslında film bir şizofrene ağıt, belki de filmin ismi de bu olmalıydı…Bütün bu saydıklarım bu filmi sevmeme ve saygı duymama yeterli oldu.
Film aynı zamanda Alfred Hitchcock'un "Psiko"sunu andıran ve "psiko"ya bir saygı duruşu kıvamında olan bir çalışma..Tavsiyem polanski 'nin sanatı hakkında ve insan ruhunun ikiliğine dair biraz olsun bilgi edinmek istiyosanız bu filme de bi göz atın derim.
Şeref
6/2/2008 · Kategori: Sinema

1. Kızgın Boğa, Yönetmen: Martin Skorsese , Başrol: Rabert De Niro.
2. Bir Zamanlar Amerikada, Yönetmen: Sergio Leone,Başrol: Robert De Niro
3. Guguk Kuşu, Yönetmen: Milos Forman, Başrol: Jack Nicholson
4. 2001 Uzay Yolu Macerası,Yön: Stanley Kubrick Başrol: Keir Dullea
5.İnce Kırmızı Hat, Yönetmen: Terence Malick, Başrol: Sean Pen
6. Lolita, Yönetmen: Stanley Kubrick, Başrol: James Mason,Sheley Winters
7. Carlito'nun yolu, Yönetmen: Brain Depalma, Başrol: Al Pachino, Sean Pen
8. Taksi Şöförü, Yönetmen:Martin Skorsese, Robert De Niro
9. Potemkin Zırhlısı. Yönetmen:Sergey Eyzenşteyn, Başrol: Alexander Antonov
10. Yurtaş Kane, Yönetmen ve Oyuncu: Orson Welles.
11. Dersu Uzala, Yönetmen: Akira Kurusava
12 Yedi Samuray, Yönetmen: Akira Kurusava
13.Mulhallan Çıkmazı, Yön: David Linch Oyuncu:Justin Theroux
14. Kayıp Otoban, Yön: David Linch Başrol:Patricia Arquette, Bill Pullman
15. Bisiklet Hırsızları, Yön:Vittorio De Sica, Başrol:Lamberto Maggiorani, Enzo Staiola
16. HOFFA, Yönetmen: Danny DeVito, Başrol: Jack Nicholson
17.Otomatik Portakal, Yönetmen: Stanley Kubrick, Başrol:Malcolm McDowell,Patrik Magee
18. Vertigo, Yönetmen: Alfred Hitchcock, Başrol:James Steward, Kim Novak
19.Baba1,Yön: Francis Ford Coppola Başrol: Marlon Brando
20 Sekiz Buçuk:Fellini, Başrol: Marcello Mastroianni
Ayrıca pisikolojik gerilim filmlerinden "kimlik" ve "Gitme" filmlerini de çok beğeniyorum....
Şeref Toprak