Carl Gustav Jung'un Düş Yorumu
3/8/2008 · Kategori: edebiyat
Analitik psikolojinin kurucusu olan, içe ve dışa dönük kişiliğin betimleyicisi ve yirminci yüzyılın en önemli filozof-bilim adamlarından Jung, düşü uyku sırasında ortaya çıkan psişik etkilerin tortusu olarak görür. Ona göre bir düşü anlamak demek, öncelikle hangi bulanık anılardan oluştuğunu aramak demektir. Düş, bilinçaltı etkinliğinden kaynaklanarak orada uyuklayan içeriklerin tanıtımını gerçekleştirir. Kuşkusuz bilinçaltındaki tüm içerikleri değil, yalnızca çağrışım yoluyla harekete geçen ve bir anlık bilinç durumuyla ilinti kuran içerikleri gün ışığına çıkarır. Böylece her düşsel imge parçası bizi geçmişe götürecektir. Düşün çözümlemesi konusunda Jung’un en büyük şansı psikiyatrist oluşu ve gelen hastalarına son gördükleri rüyaları soruşudur.
Örneğin genç bir erkek hastası bir gün şu düşü görür :”Bir bahçedeyim ve ağaçtan elma koparıyorum. Beni gören olup olmadığını anlamak için dikkatle çevreme bakıyorum” Jung’a göre düşün çağrışımları şunlar: Çocukken bir ağaçtan birkaç armut aşırdığını anımsıyor. Düş öylesine canlı ki, belleğinde bir gün önceki bir olayı anımsatıyor ona. Olay şu: Yolda, kendisiyle pek ilgilenmeyen tanıdığı bir genç kıza rastlıyor. Birkaç sözcük konuşuyorlar; bu sırada yanlarından bir arkadaşları geçiyor ve sanki gizlenecek bir şey varmış gibi bundan sonsuz bir tedirginlik duyuyor. Elma ona cennet sahnesini ve yasak meyveyi tatmanın Adem ile Havva için, niçin bunca kötü sonuçlar doğurduğunu bir türlü anlayamadığı olayı anımsatıyor. Tanrı insanları oldukları gibi meraklı ve sonsuz açlıkları ile yarattığı için bu tanrısal adaletsizlikten nefret ediyor.
Bunun sonucunda çocukken babasının kendisini sudan nedenlerle cezalandırdığını anımsıyor; gizli gizli banyodaki küçük kızları gözetlediği bir günde en büyük cezaya çarptırılıyor. Bu son olarak duygusal ilişki kurduğu hizmetçi kızı çağrıştırıyor. Düşü görüşünden bir gün önce de hizmetli kızla da randevusu varmış.
Çağrışımların tümü, düşle bu bir gün önceki olay arasındaki gizli ilintiyi ortaya koyuyor. Elma sahnesi, çağrıştırdığı gereçlere bakılırsa, cinsel bir sahneyi simgelemeye yönelik. Diğer bir yığın ayrıntı, bir gün önceki randevunun genç adamın düşünde aynen ortaya çıktığını gösteriyor. Gerçeğin yadsıdığı yasak elmayı koparıyor. Bu duygu kökensel günaha ve çocukluğunda cezalandırılmasına yol açan banyoda kızları gözetlemesine bağlanıyor. Tüm bu çağrışımla suçluluğa yöneliyor. Tabi Jung bu düşü açıklarken hastası genç adamın çocukluğundaki ilk izlenimlerden; suçluluk duyduğu türlü davranışlara kadar her şeyi dobra dobra anlatması büyük etken.
Jung’a göre düş, aynı zamanda ruhsal hastalığın tanımı için bir değer verisidir. Her nevrozun kökünde yaşanmış, acı verici çocukluk deneyimleri olmasa da birçok nevrozun kaynağında, ruhu yaralayıcı bir neden bulunur. Bir gün Toplumsal düzeyi oldukça yüksek olan bir bay ki bu hastanın eşine ender rastlanan bir meslek yaşamı varmış, yoksul bir köylü çocuğuyken yaşama atılmış, çalışkanlığının etkisiyle basamak basamak piramidin en tepesine yükselmiş ve fakat mide bulantısı, baş dönmesi gibi nedenlerle Jung’a baş vurmuş. Jung bu hastasına en son gördüğü rüyayı sormuş. Hastanın son düşü şöyleymiş:” çok acelem var, yolculuğa çıkacağım. Bavulları toplamak istiyorum ama hiç birini bulamıyorum. Sonunda gerekli pılıyı pırtıyı toplayıp sokağa fırlıyorum, fakat önemli kağıtların bulunduğu çantayı unuttuğumu fark ediyorum. Geri dönüp soluk soluğa onu arıyorum. Sonunda çantayı bulup gara koşuyorum, fakat güçlükle ilerliyorum. Son bir çabayla perona ulaştığımda tren kalkıyor. Tren koskoca bir S biçiminde. Lokomotif düze çıktığında makinistin dikkat etmeksizin tam yol vermesi durumunda arkadaki vagonların çıkacağını düşünüyorum. Sonunda makinist tam yol veriyor. Bağırmaya çalışıyorum, vagonlar tehlikeli biçimde sarsılıyor ve raydan çıkıyor. Korkunç bir felaket bu, birden soluk soluğa uyandım.” Jung’a göre bu düşün anlamını şu: önce hastanın gideceği yere her zaman önceden varma isteğiyle sinirli ve gereksiz hazırlık görülüyor. Fakat, peşindekilerden hiç kaygılanmadan makinistin hareketiyle arkadakiler birden dengelerini yitiriyor, sarsılıyorlar ve bütün bunlar –yani nevroz- vagonların yoldan çıkmasına neden oluyor. Hastanın yoksul geçmişi ve mesleğinde yükselmesinin getirdiği güçlükler gücünü tüketmiştir. Ulaştığı sonuçlarla yetineceği yerde, tutkusu onu daha yükseklere soluğunun kesileceği ve henüz hazır olmadığı bir yere inmektedir. Nevrozun tehlike çanları çalması bundandır. Ve tam yol felaket..
Geçekten de sonraki yıllarda bu hastanın rüyasında gördüğü yazgı gerçekleşmiş. Hasta tutkusu sonucu şansını denemek istemiş, başarısızlığa uğrayarak raydan çıkmış, düşsel felaket bir gerçeğe dönüşmüş. Jung’a göre bu küçük örnek bize yalnızca nevrozun nedenini vermekle kalmıyor, ayrıca tanımlamayı ve en önemlisi tedaviye nereden başlayacağımızı da belirliyor; düşteki sözcükleri kullanırsak, hastanın “tam yolla” engellemek zorundayız ama söz konusu hasta tedaviye devam etmediği için ömrünün sonraki yıllarını plakayı sıyırmış vaziyette sürdürmüş.
Jung’a göre düş, uyanık durumumuzdaki yaşamımızdan kopuk bir olay değildir, bilinç ile düş arasında sıkı bir nedensellik bulunur. Düşü yorumlarken bilinçaltı içeriklerin doğru değerlendirilmesi, önemli ve titiz bir yöntem gerektirir. Yine bir gün bir genç adam Jung’a şu düşünü anlatır: “ Babam yeni arabasıyla evden ayrılıyor. Araba kullanışı son derece beceriksizce ve bu saçmalık beni çileden çıkartıyor. Sağa sola kıvrılıyor, geri gidiyor, arabayı tehlikeye atıyor ve sonunda bir duvara çarpıp parçalanıyor. Öfke içinde, gücümün yettiğince aklını başına toplamasını söylüyorum bağırarak. Babam gülmekten katılıyor ve körkütük sarhoş olduğunu görüyorum.”
Evet, aslında düşün gerçekle hiçbir ilgisi yok. Gencin babası iyi şoför fazla da içmeyen biri ve babasının böyle araba kullanmasını biliyor. Öyleyse sorun ne? Sorun şu: Baba oğluna çocukluğundan beri yoğun ilgi göstermiş, genç adam yirmili yaşlara gelmesine rağmen, o babanın gözünde halen bir çocuk ve genç bundan rahatsız, artık bağımsız olmak kendi yolunu kendi çizmek, yani kendi hayat gemisini kendi kullanmak istiyor ama baba bunu çakmıyor ve oğlunu sığdıkça sığıyor. Ve bu durum kendini düşte gün yüzüne vurmuş ama simgelerle. Bu simgeler esas anlamla bütünleşince Jung’un düş tabiri de yerini buluyor. Jung olayın aslını gencin babasına bildirip durumu kotarıyor..
Jung’a göre düşün yorumu sırasında, düşle ilgili bilinçli durumun bilinmesi kaçınılmazdır. Ayrıca simgesel anlamına ulaşmak için bilinçli öznenin felsefesi, dinsel ve ahlaki inançlarını dikkate almak çok önem taşır.Düş varlığını uykumuzda sürdürür; uyku bizi bilinçaltına iter ama psişik etkinliğe de göz yumar, düşler uykuya bağlı olarak yarı karanlık bilinç durumunda patlak verirler, tıpkı komplekslerin bilinç içinde ortaya çıkmaları gibi. Düş işleyişini , önceden elde ettiği gereçlere dayalı olarak bazı düş kurallarına göre kurar; bu kurallar düş ile uyanık durum arasına bir kopukluk , dikkat çekiçi bir fark yaratan ayrılığa yol açar.Gündüz etkileyici bir olay yaşanmış ve ruhsal durum iyi ise eğer, gece olayla ilgisi olmayan bir düş göreceğiniz kesindir. Düş bizimle simgesel bir sözlük aracılığıyla iletişim kurar, bir düşü eksiksiz yorumlamak istiyorsak, buna uygun düşen bilinç durumunu derinlemesine tanımamız gerekir. Düş bize tamamlayıcı bilinçaltının yüzünü açımlar, yani bilinçaltında yer alan gereçleri verir; bunu da bir anlık bilinç durumundan yararlanarak yapar..
Şeref


