İnsanlık Tarihinin Hatırı Sayılır Yalanı: İyiler Ve Kötüler
7/11/2008 · Kategori: Felsefe
İnsanın önellenmiş iyi tarafı olduğu gibi kötü tarafı da var. Hangisi çok, maalesef bunu ölçebilen bir alet yok. Öyleyse kötülüğün ve iyiliğin oluşumunu, bireyin vicdan pusulasının ibresini nelerin etkilediğine bir göz atalım: Atalardan miras kalan genler(hani babasının sinirini olduğu gibi taşıyıp da her seferinde parlayıp ıskalayan adamın hikayesi geldi aklıma)’in zoraki dizginleri. Toplumsal aklın bireye biçtiği gömlek, bu gömleğin darlığı; bolluğu. İklimlerin huylarda yaptığı fenalıklar, toplumdaki çarpıklıkların dayanılmaz tepkisi. Bastırılmış arzusundan muzdarip yılgın insancıklar, bu insancıkların zamana ve kişiye göre sürekli değişen kişiliği, evet bunlar hür irade namına bireyde özel bırakmadığı gibi pusulanın iğnesini kirli toplumdan yalnızlığa; huzursuzluktan kavgaya, oradan da insan ruhunun türlü iklimlerine çevirip durur. Bu döngü içinde iyiliğinle kötülüğünle, yarısı boş bardak gibisin. Toplumların değer yargısının zaaflarında iyi ya da kötü kavramlarıyla anılırsın. Mutlak iyi var mı? İnsanlar iyi olmada ya da daha az günahsız olmada birbirinden milyonda birlik farklarla ayrılabilirken, belki de ayrılamazken; en iyi ile en kötü arasında çok az bir fark varken belki de yokken, adamın biri hem iyi hem de kötü vasıflarına sahipken ve ona, sen iyi; öteki kötü derken, sanki iyiler ile kötüler arasında bir uçurum farkı varmış gibi sunmak, olayı siyah ve beyaz ayırımı kadar derinleştirmek ne saçma. O yüzden “iyilerin ve kötülerin savaşında, iyiler galip gelecektir” sözü çok masalsı kalıyor, sanki iyilerin dünyasında kötülük yokmuş ya da kötülerin dünyasında iyilik. Oysa aynı kader hamuruyla yoğrulmuş bu insan yığınları, an ve olay karşısında aynı tepkinin refleksini takınırlar. Hem toplumların iyi ve kötü olma kriterleri de çok zırvaca: Onunla aynı ibadeti paylaşıyorsan iyisin, içiyorsan kötüsün ya da içmiyorsan kötüsün. “Eşin kapalı mı”, “giyimi nasıl”, “sakallı mısın”, “nelerden hoşlanırsın”, “sevdiğin yazarlar kimler”, “adaletli misin”, evet tüm bunlar turnusol kağıdı gibi seni bir saftan diğerine atıp durur. Kimi seni iyilik meleği; kimi de şeytana dost, yoldan çıkmış bir çılgın olarak görür. Savaşı kaybetmişsen Hitler gibi kötüsün; eğer kazanmışsan Churchill gibi iyisin, tarih ve toplum seni iyi yazacak. Bu yüzden toplumlar, eşini ve çocuğunu çölde terk etmiş adama iyi derken; zihinsel özürlü evladına çare bulamayıp önce kendini sonra çocuğunu vuran babaya kötü der. Ve bu yüzden kolay olmuyor bir büyük ezberi bozmak. 
Eski filozoflar ve sair insanlığı iyi ve kötü diye belirgin hatlarla ikiye ayırmış; tarihe ses katmış kültürler ise ne pahasına olursa olsun iyiliğin yapılmasını savunmuş, kötülüğü lanetlemiştir. Peki, bu doğru mudur? İnsanlardan bir kısmı iyi diğer kısmı kötü mü, böyle bir ayırım yapılabilir mi? Ya da yapılan iyiliğin sonucu, hiç kötülük doğurmamış mı? Hepimiz aynı kriterin gözlükleriyle bakmamıza rağmen neden senin iyi dediğine ben kötü diyebiliyorum? Bir kimse hem iyi hem de kötü olabiliyorsa, “iyilerin ve kötülerin savaşında, iyiler galip gelecektir.” Sözünün bir espirisi kalıyor mu? Kime ve neye göre iyi? Öyleyse, iyi ve kötüyü; iyilik ve kötülük kavramlarını bu dar ve korkutucu kalıplardan kurtarmaya ve sislerini dağıtmaya çalışalım.
Şeref

